Away from Home / Evden Uzakta

Posted on April 1, 2014


Bu dünya düşündüğüm değil, yaşadığım şeydir (*)

Göç, en yaygın bilinen haliyle “iç göç” ve diğer biçimleriyle “işçi göçü”, “beyin göçü”, “zorunlu göç”, “mübadele”, “sığınmacılık” insanlığın en eski sosyal problemlerinden. Ve son yıllarda insan hayatını istismar eden, acı sonuçları olabilen biçimiyle “göçmen kaçakçılığı”… Kürşat Bayhan, bir foto muhabiri, fotoğrafçı olarak son beş yılını verdiği, iç göç olgusu üzerine yürüttüğü belgesel çalışmasını “Away from Home” (Evden Uzakta) başlığı ile kitaplaştırarak paylaşıma sunuyor. Tam zamanlı çalışan bir basın fotoğrafçısı olarak böylesine bir projeyi gerçekleştirebilmiş olması başlı başına bir başarı… Çalışması, öylesine dikkat çekici ki önce Bursa Fotofest’te (2012) en iyi maket kitap ödülünü kazanıyor, ardından da Tokyo’da düzenlenen Photo City Sagamihara yarışmasında (2013) Asya Fotoğraf Ödülünü hak ediyor…
Kitap yayınlandıktan sonra da Time’da, 2013 yılının beğenilen fotoğraf kitapları listesinde yer alıyor.

cover-618x400

74 siyah-beyaz fotoğraf içeren albüm, Frederic Lezmi’nin zarif tasarımı ve Alparslan Baloğlu’nun (A4 Matbaası) özenli işçiliğiyle dikkat çekici, yalın bir biçim kazanmış.
Albüm,  Mary Ellen Mark’ın “Where are you from?” (Nerelisin?) başlıklı önsözü ile başlıyor. Kürşat Bayhan varış noktası İstanbul olan iç-göç olgusuna, muhabir  tavrının üzerinde insancıl bir bakış açısıyla eğiliyor. Acımasız kurallarından haberli/habersiz, bir umutla kente göç eden, çoğunun mesleksiz olduğunu tahmin edebileceğimiz insanlara bakıyor. Önyargısız, insancıl, duygu enerjisi yüksek bir bakış… Kente intibak etmekte zorlanan yeni bireyler için yaşam koşulları öylesine ağırdır ki fotoğraflara yansıyan koyu, siyah bir atmosfer kaçınılmaz olarak ortaya çıkan depresif ruh halini baştan sona kesintisiz hissettirir.

Kitabın önsözünde Mary Ellen Mark’ın  “Nerelisin?” diye sorarak başlatmak istediği diyaloğun karşılığı sayılabilecek birkaç söz, fotoğrafların duygu yoğunluğu içerisinde cılız seslere dönüşüyor.  Kentin yeni ya da uzatmalı misafirlerinin sarf ettiği  cümleler, nereden,
niçin geldikleri, uğraşları, fotoğrafların yarattığı etkili imgelerin ardında “Söze ne hacet!” dercesine önemini yitiriyor. Bilinen cevaplarla, fotoğrafların yalın ve hüzünlü imgeleri müthiş bir kontrast yaratıyor. Sayfa numaralarının belirtilmemiş olması da kitabın duygu akışına engel teşkil edebileceği endişesini  yansıtıyor.

Kürşat Bayhan kitabında, İstanbul’da Tarihi Yarımada’da sıkışıp kalan mesleksiz, sosyal güvenceden uzak, ekonomik rahata kavuşamamış insanların hüzünlü portrelerini çiziyor. Çoğunlukla ekonomik nedenlerle başlayan iç göç yolculuğu tamamlanmamıştır; geride kalanlara iyi haber verilememektedir; umutlar ertelenmekte, giderek uzaklaşmaktadır; sağlıklı barınma imkanlarına ve ekonomik rahata bir türlü kavuşulamamaktadır… İçinde bulundukları koşullar, büyük şehrin insanları öğüten işleyişi, eve dönüşü elbette en son seçenek olarak saklar. Ancak, arkada bırakılan yer, otobüsün camından görünen karlı bir resim, nostalji olarak çok gerilerde, şimdi dönülemeyecek kadar uzaklarda kalmıştır…

Umut ve gurur hep vardır. Kalın harflerle mesaj vermekten uzak, yalın görüntüler, Bayhan’ın konuları ile koşulsuz bir ilgi kurduğunun kanıtı. Belgesel fotoğrafın, fotoğrafçısıyla görünmez bir bağ oluşturduğunu, hayatının bir parçasını temsil ettiğini, bir anlamda oto-biyografik özellikler taşıdığını düşünürüm… Konularını derinlemesine ele alan fotoğrafçı için amaç birkaç fotoğraf değil yeteri kadar fotoğraf üretmektir. Bu ise yeteri kadar zaman, yeteri kadar konsantrasyon ve konusuyla yoğrulma anlamına gelmektedir.

Göç olgusu ve insani olmayan zor çalışma koşulları, evrensel bir tema olarak, Jacob Riis’ten  Sebastiao Salgado’ya kadar pek çok fotoğrafçının sosyal-belgesel fotoğraf çalışmasına konu olmuştur. Son örneklerini, göç olgusunun insan kaçakçılığı boyutuyla da ilgilenen  Yunanistan’dan bir fotoğrafçı Giorgos Moutafis’in etkileyici çalışmalarında görmekteyiz. Moutafis, Ege ve Akdeniz kıyılarında sıkça görülen trajik göç olaylarını belgelemektedir. Türkiye göç olgusunun yoğun olarak yaşandığı bir ülke konumundadır. Ege kıyılarında meydana gelen, yürek burkan trajik göç olayları, ve Türkiye’de basının bu konulara karşı duyarsızlığı ayrıca düşündürücüdür.
Sinemada Ali Özgentürk’ün “ At”(1982) filmi  iç-göç teması üzerine unutulmaz bir başyapıt olarak yer etmiştir. Aynı tema üzerine Altan Bal’ın “Bekar Odaları” (2003)  fotoğraf serisi, daha önce gerçekleşmiş, dikkate değer eserlerdir.

“Hiçbir şey gerçeğin kendisinden daha gerçek değildir” özdeyişi, insanlık tarihi kadar eski bu mesele üzerine tekrar tekrar bakmayı hatırlatacak niteliktedir. Kürşat Bayhan,
önyargısız-genç bakış açısı, merak ve bilme çabasıyla konusunu yeterince içselleştirebilmiş, çabalamış ve böylesi bir yapıtı var edebilmiştir.

Yusuf Darıyerli
3 Aralık 2013

(*) Maurice Merleau-Ponty